
Burhan Sönmez Haymana'da doğdu. İlk gençliğini Polatlı'da geçirdi. İ.Ü. Hukuk Fakültesi'ni bitirdikten sonra avukatlık ve editörlük yaptı. Bir gün gazetesi ve çeşitli dergilerde kültür, siyaset ve din üzerine yazılar yazdı. Uzun bir süre İngiltere'de bulundu.
İlk romanı Kuzey'de geçmişinin izinden giden Rinda'nın öyküsünü anlatırken, Masumlar'da sürgündeki bir devrimci olan Brani Tawo'nun zaman içindeki yolculuğunu anlattı. Masumlar’la daha önce Yaşar Kemal, Cemal Süreya, Melih Cevdet, Sâlâh Birsel, Ferit Edgü, Gülten Akın, Minâ Urgan, Fakir Baykurt, Tomris Uyar ve Arif Damar gibi isimlerin aldığı “Sedat Simavi Edebiyat Ödülünü” aldı. Burhan Sönmez ile ödüllü romanı Masumlar ve edebiyat üzerine konuştuk…
Türkiye’de sol edebiyatta özellikle geçmişin reddiyesi üzerine oturmuş veya bugünden tamamen kopuk, geçmişin bugünden her açıdan daha iyi olduğu ideali üzerine kurulu bir anlayış var. Bu ikisi arasında üçüncü bir yolu Masumlar kitabındaki Brani Tawo karakteri çiziyor. Bunu, bu ikileme bir cevap gibi düşünebilir miyiz? Özellikle de ilk yaklaşıma.
Sadece geçmişe atıfta bulunmak bugünün bireyini kavramayı zorlaştırıyor. Bugünün insanını kaybetmeye neden oluyor, onun hissiyatına yön veren bir edebiyat yaratmayı engelliyor. Geçmişi kendi yetersizliğiyle tarif eden, geçmişinden pişmanlık duyan, küçük gören karakterleri eleştiren bir yerde duruyor Masumlar’daki BraniTawo. Orada mezarlıkta geçen bölümde, geçmişteki arkadaşları için de yaşadığını söylüyor. Bugünü, geçmiş ve gelecek arasında bir köprü veya bir zincirin anlamlı bir halkası olarak düşünmek iyi bir başlangıç olabilir.
Masumlar kitabında sürgün ve büyüme ilişkisi, ölüm ve yaşam gerilimi, Cambridge’ten ve Haymana Ovası’ndan hikayelerle ortaklaştırılıyor. İnsanlığa dair bu evrensel arayış çabası, romanın bir yerinde vurgulandığı gibi, olaylara dışarıdan, daha doğrusu başka bir noktadan bakabilmeyi mi sağlıyor? Mekanın ve zamanın hikayenizde nasıl bir yer edindiğini soruyorum bir yandan da…
Masumlar’daki Haymana Ovası “köy”ü, Cambridge de “kent”i simgelemiş gibi görünüyor, ama karşılıklı geçişler söz konusu. Bu da modern öncesi ile modern arasındaki gerilimi aktarıyor. Başkarakter olan BraniTawo’nun, büyük annesinin köydeki elma ağacıyla, Newton’un başına düşen Cambridge’teki elma ağacı arasında bir geçiş kurması, süreklilik arayışını da hissettirir.
Bununla ilişkili olarak; aslında Türkiye gibi bir toplumda son yüz yıllık değişimlerin ve geçişlerin insanlar üzerindeki yansımalarını da aktarmış oluyor Masumların kurgusu…
Türkiye’de özellikle son iki yüz yılda, İmparatorluk’tan Cumhuriyet’e geçiş, dini bir toplumdan kısmı laik bir yapıya geçiş, köy toplumundan daha çok bir şehir toplumu haline gelmek, feodal toplumdan kapitalist bir topluma geçiş ve tabi bundan etkilenen insani ve kültürel dönüşümler söz konusu. Bizim edebiyatımıza, sinemamıza bu yansıyor. İnsanlar bu çalkantı içinde sürekli dönüşen ama bir yandan da kendine “ben kimim?”, “bu dünya nereye gidiyor” ve en önemlisi “ne olacağım?” gibi soruları soruyor. Örneğin Orhan Kemal köyden kente göçen insanları anlatırken, sadece geçim sıkıntısını yansıtmıyor. O insanların yaşam mücadelesini, değişen kültürlerini, kadın erkek ilişkilerini, anne ve babanın çocuklarıyla olan geleneksel ilişkisinin kırılmasını, kültürün deforme olmasını ya da yeni biçimler almasını da işliyor. Bu toplumsal gerilimin farklı suretleri şiirimize, romanımıza, sinemamıza yansıyor. Aynı gerilim Masumlar’ın da önemli bir parçasını oluşturuyor…
Henüz iki kitaptan yola çıkabiliyoruz, ama kitaplarınızda destansı- masalsı öğelere ve ütopyalara ağırlık verdiğiniz net biçimde görülüyor. Ya bir ütopya inşa ediliyor ya da ortak ütopyaları olan insanlar ilişkilendiriliyor… Hikayeyi ve anlatımınızı böyle kurguluyor olmanızın nedeni nedir?
Destan ve ütopya öğeleri, bugünü aktarmayı, geçmişle bugün arasındaki bağı aktarmayı kolaylaştırıyor. Geçmişin derin anlatımları olan destanları ve bazen gerçekten daha gerçek olan hayalleri, bir yay gibi kullanmaya çalışıyorum. Onunla bugün arasındaki ilişkiyi yakalamaya çalışıyorum, oradan fırlayan okun ucu ise edebiyatımın yönünü tayin ediyor.
Edebiyatta son dönemde felsefi göndermeler yapmak, sıklıkla karşımıza çıkıyor… Masumlar ve Kuzey’de de var bu. Ama bir fark söz konusu. Sizde “derin”lik arayışı ya da “herkesin felsefe yapabilir”liği öğretisinden ziyade bir tür dervişlik ve karekterlerin bağlamına oturan, özenti barındırmayan bir anlatı söz konusu. Bu farkı siz nasıl yorumluyorsunuz?
Dostoyevski felsefi dertleri insanın karakteri haline getirir romanlarında, oradan günümüze, Umberto Eco’dan Milan Kundera’ya birçok isimde görürüz bunu. Buradaki önemli nokta bunu romanın yapısına uygun aktarabilmek, işlevli kılabilmektir.
Masumlar birçok açıdan bugünde kalmayacak bir roman oldu... Bu başarı aslında insanlığa dair ortak paydaları yakalayabilmekten hem de bu toplumu tanımaktan geçiyor gibi. Bir de size has diliniz… kaynağı nedir bu dilin?
Çok okumaktan beslendim, ama dilimi asıl besleyen şey, yetiştiğim ortamın bana kazandırdığı destansı ve şiirsel anlatım oldu, özellikle Kürtçe’nin akıcılığı…
Masumlardaki şiirsel dil, yani anlatımın bu denli kısa ama diğer yandan yoğun ve etkileyici olması Burhan Sönmez'in şiirle ilişkisini de merak etmemize neden oldu. Aragon'un bir sözü var, "şiir sanatı eksiklikleri güzelliklere çeviren bir simya bilimidir" diyor. Sizin dilinizde de bir simya tadı var…
Simya, insanlığın kadim ütopyasıdır. Modern bilimin kurucularından Newton’un gizli gizli simya çalışmaları yaptığını biliyor muydunuz? Bilimin yasalarını kendisine sınır olarak tanımamış. Sanat da, elbette en çok şiir, bir simyadır. Uyumsuz görünen şeyleri, mesela hayat ile ölümü ve aşk ile sevgisizliği karıştırarak oradan yeni bir şey çıkarır. Dil bunun en büyüleyici ögesi... İçine bir tutam zencefil, biraz ay ışığı, kırık bir kalp, gece sirenleri ve her şey dolar ve oradan yeni bir şey çıkar.
Son olarak sizi yazmaya iten hissi merak ediyoruz.
“Bir hayalim var” demişti o ünlü konuşmasında Martin Luther. O hayalleri dile getirmenin benim açımdan en iyi yolu yazmak olduğu için roman yazıyorum. Açların yalnızlığı, kalbi kırık insanların çaresizliği ve her bir insanın içindeki yaratıcı cevher… Hayallerimizin ve umutlarımızın tarlasıdır bu. Yazmazsam hayallerimizin boynu bükük kalır.
Lenin’in düşüncesi-Devrimin Güncelliği kitabı devrimin güncelliği sunuşu başta olmak üzere altı başlıktan oluşuyor. Dönemin Rusya’sının tarihsel olarak bulunduğu konumdan başlayarak Lenin’in sürece yönelik iradi ve politik yönelimlerinin anlatıldığı kitapta emperyalizmden öncü partinin konumuna Lenin’in Diğer sol gruplarla yaptığı polemiklerin özetlerinden Proletaryanın konumuna değin birçok konuyu içermektedir.
bandista'nın 8 Mart'ta çıkan Sokak Meydan Gece albümünden "Olur/Olmaz" şarkısı.