Söyleşi: Melisa Unat
Mevcut medya düzeninin ekonomi politiğini ve medyanın kanaat yönlendirmekteki aşırılaşmış rolünü nasıl değerlendiriyorsun?
Bu durum medyanın sahiplik yapısı ile alakalı. Basın kuruluşları patronların tekeline girdiğinden beri basın bir ticari araç haline geldi. Buradan hareketle tiraj ve reyting adına her türlü ucuzluğu yapmak medyayı iyi yönetmek olarak sunuluyor. Öte yandan patronlar kâr etmese dahi başka işlerinin bir aracı olarak basın gücünü ellerinde tutuyor. Hal böyle olunca yalakalık yapmanın da sınırı kalmıyor. Her gün Başbakan’ın sözlerini manşet yapan AKP bülteni gibi çalışan gazeteler var. Bu özverili çalışmalarının karşılığını da ihalelerde vs… alıyorlar tabii. Ne diyeyim Allah arttırsın…
Böyle bir medya yapısında muhalif basının yeri nedir?
Öncelikle çoğu kişi “muhalif gazete kalmadı” gibi serzenişlerde bulunuyor. Evet bu tespit doğrudur. Mevcut sistemde iktidar yanlısı olmayan bir gazetenin patronu iktisadi güç ilişkilerinin dışına itilmeye mahkumdur. Peki bu patronlar gerçekten muhalif miydi ki? Yıllarca çıkarları uğruna Amerikancılık yaptılar, bu ülkenin tüm değerlerinin yok olmasını desteklediler. Şimdi büyük patron kendisine yeni aktörler buldu, eski küçük patronlar da feveran etmeye başladı. O yüzden onlardan sahici bir muhalefet bekleyenlere hep şaşmışımdır. Bizim ne eski düzenden bir beklentimiz vardı ne de yeni düzenden… Üstelik yeni düzen dedikleri şey, eskinin bile gerisinde… Çok daha fütursuz, çok daha aç… “Şimdi yeme sırası bizde” hırsıyla çıldırmış gibi saldırıyorlar her yere… Ama boğazlarında kalacak…
Muhalif gazete lafına dönersek… Muhalefet etmenin de bir adabı olmalı… Bugün muhalif gazete diye sunulan bir şey var ve “alnını Arap’a öptürdü” gibi manşetler atıyor. Sabah akşam Kürtleri asalım, keselim sürmanşetleri yazıyor. Bu mudur muhalefet? Bizim emperyalistlere, gericilere, piyasacılara karşı muhalefetimiz halktan yana ezilenden yana bir muhalefettir. Tüm insanların eşit olduğundan hareket ederiz. Arap, Kürt, Türk, Müslüman, Yahudi… Kim kime zulüm ediyorsa onun karşısındayız. Zulüm ortadan kalkmadıkça eşitlik de olmaz… Muhalif gazete olarak hem eşitlikçi hem de özgürlükçü bir perspektifimiz var. Bu yüzden diğerlerinden farklıyız.
BirGün son dönemde iyi bir çıkış yakaladı. Gazete içerik, dağıtım ve muhabir ağı konusunda yeni adımlar attı. Bu konudaki gelişmeleri aktarır mısın?
Diğerlerinden farklı olmak da yetmiyor. Etki alanınızın da geniş olması lazım. En doğru şeyi de söyleseniz etkileyeceğiniz insan sayısı sınırlı… O yüzden büyümemiz gerekiyor. Bunu yaparken de uçuk kaçık işler yapmak peşinde değiliz. Sadece üzerimize düşenleri yapmaya çalışıyoruz. Sola dönük liberal saldırı bir şekilde püskürtüldü. O dönemde en büyük hedef BirGün’dü. Ben o dönemi, yani herkesin sağa sola savrulduğu bir dönemi, kendi değerlerine demir atarak fırtınalar atlatma dönemi olarak nitelendiriyorum. Gazetecilik adına müthiş şeyler yapamasak da doğrultuyu koruduğumuzu düşünüyorum. Omurgayı dik tuttuk en azından… Bu süreçte yeni gelen arkadaşlarımız da kendisini gazetecilik adına geliştirme fırsatı buldu.
Sonuçta gemiyi yüzdürme zamanı gelmişti. Biz yazı işleri olarak elimizden geleni yapmaya karar verdik. Yaz boyunca nasıl daha iyi bir gazete yapabiliriz diye kafa patlattık. Ben bildiğim, öğrendiğim ne varsa aktarmaya çalıştım. Şu anda haberleri okuyucuya daha iyi sunmak için arkadaşlarımız haberlerde öne çıkan bölümleri çeşitli kutularla aktarıyor. Bu da farklı bir düşünme sistematiği gerektiriyor. Biraz uğraştıran bir şey olsa da okuyucuya gerçek bir gazete sunmuş oluyoruz. Örneğin bir haberin arka planı ne, bundan sonra ne olacak, ilginç olan ne bunları bulup kutu ve vinyetlerle sunuyoruz. Bu logoları çizen Fahrettin Erdoğan’a da teşekkür etmemiz gerek. Sürekli aklımıza yeni bir şeyler geliyor ve kendisi de sürekli kahrımızı çekiyor.
Medya sayfası diye bir konsept aklıma geldiğinde bunun nasıl olacağına dair kafam net değildi. Şuan sayfayı hazırlayan Meriç Şenyüz’e sayfayı önerdim. Kendisi harika şeyler ortaya koydu. Sayfa çok okunuyor ve tartışılıyor. Tebrik etmek gerek.
Satışa gelirsek… Tirajımızı belli bir seviyeye kadar yükselttikten sonra baskı sayımızı artırmamız gerekecek. 10 bin civarında basılan bir gazetenin 10 bin satması zaten matematiğe aykırı. Ama baskı sayısını artırmadan önce, nerede kaç kişiyiz, kimler daha düzenli kimler daha az düzenli gazete alıyor gibi araştırmalar yapmamız gerek. Örneğin bir ilde solun potansiyeli ne, bu potansiyel BirGün satışına ne kadar yansıyor gibi çalışmalar. Bunları yapmadan baskı artırmak intihar olur. Muhabir ağı konusunda da illerdeki arkadaşlar çalışmalarını yürütüyor. Uzun vadede gerçek bir yurt haber sayfasına kavuşabileceğiz. Bir Adım Daha yazısında belirttiğim gibi, her şeyin kötü gittiğine dair dayatılan sarsılmaz inanca karşın Fidel’in dediği gibi “Vamos Bien” yani iyi gidiyoruz…

Başlıklarınız 3-4 aydır ilgi çeker, tartışılır oldu, bunu neye bağlıyorsun?
Doğru sözü en iyi şekilde sunmaya çalışıyoruz. “Olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu” önemli ve doğru bir tercümedir ama bir de onu “Bir ihtimal daha var o da ölmek mi dersin” diye söylemek var. Söylediğimiz sözü en güzelinden söylemeye dikkat ediyoruz. Sırf bunun için ayrıca kafa patlatıyoruz. Çünkü okuyucuda bir his yaratmak çok önemli… Onu kızdırmak, duygulandırmak, neşelendirmek… Bunlar bu işin temel kuralları… Bir de gazetemizin neşesi eksikti. Halbu ki biz çalışırken aynı zamanda eğlenen insanlarız. Bunu okuyucunun da hissetmesini istiyoruz. Neşenizin olması için bir şeyi doğru yaptığınıza emin olmanız lazım, kafanızın rahat olması lazım. Fikrinize güvenmelisiniz. Fikrine güvenmeyen insanların lafları da yuvarlak olur. Biz doğru bir iş yaptığımıza inanıyoruz. Yani kafamız rahat, keyfimiz de yerinde… O yüzden “BaranSu Kaçırdı!” O zaten hep su kaçırıyor…
Hiç bir büyük güce dayanmadan bir günlük gazete çıkarıyorsunuz. Motivasyonunuzu nasıl diri tutuyorsunuz?
Kendimizi acındırmak istemeyiz. Sonuçta sefil de değiliz. Belki diğer meslektaşlarımıza yokluk gibi geliyor ama biz zaten böyle bir hayatı seçmiş insanlarız. Motivasyonla değil bilincimizle yaşıyoruz. Bilincimiz bize bu dünyada zulüm var diyor ve onu değiştirmemizi söylüyor. İnsanlar ölüyor, 18 yaşında çocuklar… Birilerinin umurunda değil… Tek motivasyonları villanın taksiti… İnsanların ölmesine gerek olmadığını biliyoruz, bilincimizle de bu düzeni değiştirmeye çalışıyoruz. Bunun için yaptığımız fedakarlık, geçmişte yapılan fedakarlıklarla karşılaştırılamaz bile… Evet henüz 20’li yaşlardayız, yanlışlarımız oluyor… Ama zorbaların harami düzenlerini onlara zehir zıkkım edenler, hep 20’li yaşlardalar…
Son olarak futboldan soralım. Medyatava liginde istikrarsız bir görüntü izliyorsunuz. Hedefiniz ne?
İlk maçımızda berabere kaldık, ikincisinde Hürriyet’ten fark yedik. Son maçımızı ise farklı kazandık. Henüz bir istikrara kavuşmuş değiliz dediğiniz gibi. Ama izleyenler iyi bir takım olduğumuzu söylüyor. Biz kazanmak için her şeyin yapıldığı bir futbol anlayışına karşı 3 kornerin bir penaltı olduğu günlerin özlemindeyiz aslında… O yüzden 6-1 yenildiğimiz maçtan sonra “Futbola benzer bir şey oynadık” diye başlık atarak kendimizle dalga geçtik. Meslektaşlarımızı kıracak her ifadeden kaçınıp çuvaldızı hep kendimize batırdık. Hedefimiz tabii ki şampiyonluk ama keyfimizi kaçırmadan. Kafamız atarsa topumuzu alır gideriz…
Lenin’in düşüncesi-Devrimin Güncelliği kitabı devrimin güncelliği sunuşu başta olmak üzere altı başlıktan oluşuyor. Dönemin Rusya’sının tarihsel olarak bulunduğu konumdan başlayarak Lenin’in sürece yönelik iradi ve politik yönelimlerinin anlatıldığı kitapta emperyalizmden öncü partinin konumuna Lenin’in Diğer sol gruplarla yaptığı polemiklerin özetlerinden Proletaryanın konumuna değin birçok konuyu içermektedir.
bandista'nın 8 Mart'ta çıkan Sokak Meydan Gece albümünden "Olur/Olmaz" şarkısı.