'Türksolu' yoklama verdi: ‘Dersimliler özür dilesin’

PDFYazdıre-Posta

Her zaman ilklerin peşinde olan Türksolu dergisinin kurduğu Ulusal Parti, Dersim Katliamı’na ilişkin tartışmaların gündemde olduğu bu dönemde kafasını yine aralıktan uzattı ve biz buradayız dedi. Dergi, Kemal Kılıçdaroğlu’nu “Ermeni dönmesi”, “PKK’nın adayı” diye gördüğünü daha önce yazıp çizmişti. Kılıçdaroğlu’nun Dersimlilğin siyasal-kültürel muhalif gereklerinden ne kadar uzak olduğu bir tarafa, Türksolu’nun algısındaki Dersimli ortalamasının ne ifade ettiğini bu vesileyle öğrenmiştik. Dergi bu ve benzeri birçok olayda gösterdiği kafatasçı, neofaşist refleksi Dersim tartışmasında da gösterdi ve dergi çevresinin kurduğu Ulusal Parti üyesi bir grup, Taksim'de 'Dersimliler Devlet'ten Özür Dilesin' eylemi yaptılar. Hatta bu çevrenin reisi Gökçe Fırat, Dersimlilere saldırırken zincirlerinden öylesine boşanmış ki; “Bizler de Dersim'i bastıran Atatürk'ün, Sabiha Gökçen'in torunlarıyız, onların izinden gidiyoruz... Ama tek bir farkla: Bizden Atatürk kadar yumuşak tavır beklemeyin...” diye bir açıklama da yaptı.

Bu şüphesiz, Türksolu denen faşist hücrenin geçmişten bugüne gelindiğindeki tutarlı ırkçılık çizgisinin kararlı bir şekilde sürdüğünün işareti. 'Kürtlerden Alışveriş Yapmayın', 'Kürt Yemekleri Kebap ve Lahmacun Yemeyin', ‘Kürt nüfus artışı durdurulsun” kampanyalarıyla tanınan Türk Solu Dergisi, Hrant Dink öldürülmeden önce kendisini yılın faşisti ödülüne aday gösterirken, Dink cinayeti için canını dişine takan Kemal Kerinçsiz'i de 'Yılın Gandhi' si olmaya layık görmüştü.

Türksolu’nu uzun uzadıya analiz etmek, cehaletin en serseri halini çözümlemeyi gerektiriyor. Bu yapılabilir, köşemizde bunun siyasi temeline dair bazı değerlendirmeler var ancak yine de bu köşenin düzeyini aşan bir boyut barındırdığın da unutmayalım. Psikiyatrlar bu konuda gereken bilgiye bizden daha çok sahiptir ve toplumsal işbölümü gereği bunu anlamak onlara da düşen bir sorumluluktur.

Bu ve benzeri çevrelerin ürettiği algı kesinlikle yalnız değildir. Yüzeysel bir gözlemle bile sağın milliyetçi-dinci uç ilişkilerinin bu savı desteklemeye çok yatkın olduğu görülebilir. Gelenekseldir, korumacıdır, devletçidir. MHP’sinden AKP’sine kadar konforlu yaşama alanı bulduğu zeminler vardır. Bu yapıların merkeze yaklaşma gereği dile getiremeyecekleri bazı siyasi refleksler vardır. Oynadıkları rolün gereği; uç eğilimleri belli oranda törpülemek, genel ortalamayı kapsamaktır. Ancak tamamen kaybolması anlamına gelmeyeceği gibi, vücudun içinde yaşamasına da antipatik bakılmaz. Türkiye gibi genel toplumsal yapının gündelik yaşamdan siyasal tercihlere kadar sağın kodlarıyla baskılandığı ve üretildiği ülkelerde uç eğilimler esasında merkezi yapıya içkindir. Bu yüzden İdris Naim Şahin’le Türksolu dergisi arasındaki ayrım çizgisinin ortadan kalktığı anlar olabilir. Naim Şahin kurul arkadaşlarına göre cüretkar, hissettiğini ağzına geldiği çıplaklıkla dışa vuruyor. Ama vuramayanları var, vuramadıkları yerde de devreye Türksolu gibi karikatürler giriyor. Bunlara göre, kendisiyle aynı vergiyi ödediği için insanca yaşamak isteyen yurttaşlar Türklükten kovulabilir, ajan olarak etiketlenebilir, dünya tarihindeki değme faşistlere taş çıkaracak öneriler gelebilir. Nazım Hikmet’i, Yılmaz Güney’i, Ahmet Kaya’yı vatandaşlıktan atanlardan farkları yoktur.

Aynı karmaşanın bir türevi de emperyalizm okumasında ortaya çıkar. Amorf sol, antiemperyalizm vb. vurgular, konuyu en azından politik bilinci olmayan insanlar açısından karışık hale getirebilir. Faşist kimliği su götürmez bir yapının sol, antiemperyalizm gibi kavramları iğdiş etmesi, kendi yabancı düşmanlığına bu tarihsel temeli payanda yapmaya çalışması zaytung veya tersyüz'ün yalan haber köşesini zorlamak için değilse bilgi kirliliği yaratarak cehaleti keskinleştirmek, örgütlemek içindir ve basit bir yoldur. Marksizm’e dahil bazı kavramları bilinçsizce kullanıp onunla tam tezat bir fikri üretmek düşünsel sefaletin, yetersizliğin açık göstergesidir. Ancak, büyük düşünce geleneklerine referansla itibar göreceklerini bilmelerinden kaynaklanmaktadır.

Ulusal Parti küçük ama mide bulandırıcı bir örnek. Kendisi bir sapma olan faşizmin de sapması olmaya, zihinlerde marjinallikle iz bırakmaya çalışıyorlar. Hareket noktalarının ilgi çekmek olduğu dahi söylenebilir. Öne sürdüklerinden sadece bir tanesiyle bile bunu yerinde olabilir. Parti'nin kendi sitesinde Genel Başkan Gökçe Fırat ile yapılan bir röportajda şöyle ifadeler yer alıyor:

SORU- Kendinizi Türklerin Partisiyiz diye tanımlıyorsunuz. Türk olmayanları dışlamış olmuyor musunuz?
CEVAP- Bizim bakış açımıza göre Türkiye’de Türk’ten başka bir millet yaşamıyor. Dolayısıyla dışladığımız herhangi bir kesim olduğunu da düşünmüyoruz.
Zaten şu andaki Anayasamıza göre, hatta Siyasi Partiler Yasasına göre de böyle. Bugünkü Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Türkiye’de Türk’ten başka bir etnik grubun yaşadığını kabul etmiyor. Siyasi Partiler Yasası da kabul etmiyor.
SORU- Ben Kürdüm diyen milyonlarca insan var ama.
CEVAP- Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan insanların hepsi Türk’tür ve kendisini Türk olarak tanımlamak zorundadır.
Derseniz ki Türkiye’de bir sürü insan böyle tanımlamıyor. Bu onların meselesidir, bizim değil. Bu insanlar demek ki Anayasanın dışına çıkmış, Türkiye Cumhuriyeti kanunlarının dışına çıkmış. Sorgulanması gereken biz değiliz, o vatandaşlardır. (http://www.ulusalparti.org.tr/yazilar/soylesi3.htm)

---
Türksolu ya da Ulusal Parti, her neyse adı, durumu ortada. Onlara bakarak, adındaki sol üzerinden sola saldırarak ömür kuran ve siyasal yelpazenin liberal yanında ise gerçekçi bir faşizm eleştirisinin çok uzağındalar. Zira, tarih liberalizmle faşizmin kurduğu güçlü işbirliği örneklerini hatırlamak için gereken bilgiyi sağlıyor. Sömürünün arttığı dönemde neoliberal devlet aygtının güvenlikçi bir heyulaya dönüştüğünü kendi yaşadığımız yerdeki deneyimlere bakarak söyleyebiliyoruz. Türksolu gibi çevreler, emperyalizm eleştirisini sınıf bağından koparıp, ulusal sınırlara, hatta etnisiteye indirgerken, bazı liberaller de faşizmi sınıfsal özelliklerinden kopararak analiz edip onunlar hesaplaşabileceklerini düşünüyorlar. Bu yüzden, anti faşist eleştiriyi gerçek sınıf bağlarıyla anlamak, Hokheimer’ın da tuttuğu yerden, bir kez daha kalın çizgilerle belirtmek gerekiyor:

“Kapitalizm hakkında konuşmayanlar faşizm hakkında sussunlar.”

 


RSS