"Televizyonda Transa Geçme Demedim mi Sana Kaç Defa!"

PDFYazdıre-Posta

Nagehan Alçı çıktığı tartışma programlarındaki argümanlarıyla politik bilinci olan insanları şaşırtan bir gazeteci. Görüntü itibarı ile Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden geçmişliği var. Konu dallanıp budaklanmadan önce, Nagehan Alçı'nın psikanalizine dair tespitlere kalkışmadan, kapitalizmin üniversitelere ne yaptığına dair açık bir örnek duruyor önümüzde. Boğaziçi Üniversitesi, Mussolini'yi İtalyan Komünist Partisi Genel Sekreteri zanneden, Hitler Almanyası için Nasyonal Sosyalizm yerine Sosyal Nasyonalizm gibi bir kavram uyduran birini çıkarabiliyor bünyesinden. Adorno’nun dediği gibi; “yarım anlaşılmış ve yarı öğrenilmiş olan, eğitimin ön basamağı değil onun can düşmanıdır.” Nagehan Alçı'nın bu cehaletine ve temelsiz özgüvenine rağmen televizyon yıldızı olması ise yine üretim ilişkisi ve kültür ile ilişkili. Piyasada '80 sonrası hakim insan tipolojisine kendini iyi hissettiren konsept olan "kitsch", Alçı’da bir bütün olarak karşımıza çıkıyor. Peynir tenekesindeki çiçek evlerimizde bir ihtiyacın ya da tasarrufun getirdiği bir gerçeklikken, bu tenekeyi çayı beş liraya satan kafelere ya da plazalara taşıyınca ortaya çıkan bu hal; o kafelerde çokça vakit öldüren ve her akşamını televizyon kanallarının plazalarında “tartışarak” vakit geçiren kişilerin üzerlerine sinmesi de kaçınılmaz oluyor haliyle.

Leman dergisi çıkmaya başladığında “80 sonrası” insanıyla bir derdi olduğunu, yeni nesil soytarıların sadece “soytarı v2.0” olmakla yetinmeyip ilerleyen zamanda kanaat önderi konumuna dahi geleceğinin sinyallerini belirtiyordu. Gördük ki Leman söylediklerinde yanılmamış. Atilla Atalay’ın meşhur soytarısı Samim Saka dergiden, kitaptan, televizyondan fırlayıp evimize konuk olmuş.

Samim Saka’nın misyonu bellidir. Siyaset Meydanı izleyerek muhalif olan kardeşini “Cumartesi Kızkardeşi, anarşit” diye döver; nesline aşinadır, ezberine girenler onun yorulmadan yorum (!) yapmasını sağlar. Genellikle mutludur, kendini iyi hisseder ve etkileşimde olduğu okuyucu-izleyiciye kendini iyi hissettir. Ezcümle; yeni nesil soytarılık '80 sonrası hâkim insanına kendini iyi hissettirir. Zekâ, bilinç, insanlık onuru vb. kavramlarda çıta en altta olduğu için soytarıyı izleyen/dalga geçen kendini iyi hisseder.

Nagehan Alçı, son çıktığı TV programlarında ve yazılarında Ernesto Che Guevara ile ilgili "katil", "yamyam" gibi ifadeleriyle dikkat çekti. Siyaset Meydanı izleyerek muhalif olan kardeşini döven Samim Saka; devrimcileri katillikle yamyamlıkla suçlayan plaza insanına ne kadar da benziyor bu gün. Sadece tolerans değerlerinin arasındaki sayıca genişlik ilişkisi, bu tavrı gerici bir hezeyan olmaktan kurtaramıyor.

Eskiden beri devrimcilerle ilgili orta sınıf tipinden katil yaygarasına alışığız. Fatih Altaylı da Yılmaz Güney için aynı şeyi söylemişti. Che için de çok söyleyen olmuştur. Bu mantığa çok fazla zaman ayırmayalım. Bunlar için kendi yaşadıkları ülkenin ordusu ve polisi hariç herkes katildir. Fakat "yamyam" daha ilginç, dikkat çekici ve üzerinde durulması gereken bir ifade (Özellikle ROK ile evli olduğunu, Nazlı Ilıcak'ın bütün fikirlerine katıldığını bildiğimiz birinin Che'yi yamyama benzetmesi ilginç). Az önce bahsettiğimiz teşbihin konusu Samim Saka’nın her şeye rağmen aşırı savrulmamasını söyleyen bir Sensei vardı; Samim’e astral seyahatin inceliklerini anlatırken bir yandan da, bir ninjanın asla yamyamlık yapmayacağını anlatırdı. Orta sınıf, yer yer kitsch, gurebanın akıl hocalığını yapanların zır ki zır zır cahilliği talebelerine yansırken korkunç hallere varıyor (Evet, evet! Tam da o kişi, Zekeriya Saka!).

Yok aslında birbirlerinden farkları
Bununla beraber sözünün şirazesi kaçmış bu kişi yine ayarı bozuk cevaplarla karşılandı. Hatta “haddi bildirildi”. Birileri Nagehan Alçı ne kadar kalitesiz, peki biz neden onun kadar kalitesiz değiliz diyerek bir rekabete tutuşmuş ve bir adım öne çıkmak istemişler. Nihat Genç’in yaptığı yeni gelin benzetmesine benzer bir zeminden gelen, mahalle arası sokuşlu muhabbetle –kabul edelim ki bu Genç'ten de kötü- mahkûm etmeye kalkmak da oldukça dramatik. Bu tarz insanların suskun varlıkları etrafa konuştuklarından daha az veriyor. Nihat Genç'in Ülkü Ocakları'nı dahi sollayan üslubu ve algısıyla liberallerle ideolojik mücadeleye girmesi ne kadarsa buna yeltenmesi de o kadar anlamsız. Duyarlılıktan (!) mıdır nedir, bu cinsiyetçi hezeyanların sahip çıkmaya çalıştıkları devrimcinin değerlerine dair fikir yürütememiş olmaları ve yönelttikleri eleştirinin çirkin yanı aklın alabileceği gibi değil. Hakeza bir eleştiriyi yapanın kadın oluşu üzerine; kadınlığına saldırı yapmanın alçakça bir şey olduğunu ve bunun ne olursa olsun bir yetersizlik göstergesi olduğunu belirtmeye ayrıca gerek olduğu görülüyor.

Neyse ki devrimcilerin tek sığınağının devrimciler olduğunu biliyoruz. Devrimcileri savunmak için bu tip çirkin ithamlara meyletmeye ihtiyacımız yok. Nagehan Alçı’ya ihtiyacı olan cevabı Jon Lee Anderson –Küba Devrimi’ne, Fidel’e, Che’ye, Camilo’ya sıcak bakmaması ile ünlüdür- yazdığı kitap üzerinden vermiş yıllar önce. Kitabının İngilizce yayınlanmasının ardından PBS'e verdiği bir mülakat sırasında yine Küba Devrimi’ne karşı olduğu anlaşılan bir kişinin konuyla ilgili sorusu üzerine “…Che’nin hayatını, karakterini tanımlarken tarihsel olarak dayanaksız olan bir takım sarsıcı ve duygusal iddialarda bulunuyor. Che’nin Sierra Maestra’dan Cabana Hapishanesine kadar çok sayıda masumu infaz ettiğini söylüyor. Bu noktada söylemeliyim ki Che’nin bir masumu öldürdüğünü gösteren tek bir inandırıcı kaynak bulamadım.”

İşin daha da kötüsü Nihat Genç ve onunla aynı üslubu paylaşan yazı sahiplerinin varlığı Nagehan Alçı gibilerin kendini haklı görmesine neden bile oluyor. İhtiyacın doğru bir dille, yeri geldiğinde acımasız –aşağılık değil- eleştirmek olduğunu anlamamak da yine Samim Saka’ya özgü.

Prestijli bir okuldan mezun olan ve prestijli kitaplar okuyan Alçı’nın gazetelerin de spor sayfalarını okuyarak entelektüel birikimini arttırdığından neredeyse emin olabiliriz (Samim Saka böyle yapar).

Son ve bir öneri
Nagehan Alçı'ya son bir öneri, belki saframızı okuyanlar arasında tanıyanları vardır, öneriyi ulaştırabilirler. Kolay anlayabileceğinden başlasın. Che'yi devrimci olmaya götüren dönemini anlatan Motosiklet Günlüğü filmini izlesin. Filmde Ernesto'nun yanlarına dahi yanaşmaktan imtina edilen cüzzam hastası köylülere yardım etmek için neler yaptığını gözlemlesin ve dayanışma üzerine bir kompozisyon yazsın. Ama aşık olmamak için kendini koruması gerekiyor, bu da aklının bir yerinde olsun.


RSS