
Tamam, iyi kötü paran var ve zevksizlik sende. Tamam, nasıl iffetli ve inançlı bir mümin(e) olunur onu öğretmek istiyorsun. Tamam, ordumuz nasıl bölücülere karşı savaşıyor onu da göstermek istiyorsun. Tamam, yapımlarında hep başı örtülü olmayan insanların ve onlarla herhangi bir şekilde ilişkisi olan insanların başına kötü şeyler geliyor. Tamam, dinle arası çok iyi olmayanları ilahi güçler birer birer cezalandırıyor. Tamam, bir kampın ideolojik aygıtısın, ne mutlu sana.
Sen bir televizyon kanalisin ve dinsiz imansız diye nitelememizi istediğin diğer kanallardan tek farkın, program seçimlerin ve sahibin. Amacımız tüketime kattığın desenleri anlamaya çalışmak. Bu desenleri özellikle dizilerin aracılığıyla yapıyorsun, ve bunu yaparken tasvip etmediğin yaşam biçimlerini bolca kullanıp, kendi içinde garip paradokslar yaratıyorsun. İktidarımız dizilerimizle Ortadoğu’ya medeniyet satarken, sen de dizilerimizle bize neyi nasıl yapmamız gerektiğini, hangi ürünleri kullanmamız gerektiğini (ve bunları hangi ulvi ahlaki prensip için yapmamız gerektiğini) öğretiyorsun. Hepimizin bildiği üzere, dizilerinin esas teması dinle arası şekerli olmayanların ekseriyetle yalancı ve ahlaksız olduğu, ve dahi bir şekilde birgün mutlaka bir yerde yüce bir güç tarafından cezalandırıldıkları.
Birleşik Devletler’e tahsile gitmiş, ve senaryodan anladığımız kadarıyla dört yıl dönmemiş genç adam, eve döndüğünde annesiyle babası arasında bir gariplik olduğunu fark eder. Annesiyle babasının arası kötüdür, ve dahi babası annesinin esmer bir Suzan Avcı’yı andıran arkadaşıyla ilişki yaşamaya başlamış, hatta onu da ailesiyle eskiden oturduğu eve getirmiştir oğlu gelince. Genç adam dizinin bir yerinde “annemin, memleketimin çayını özlemişim, burcu burcu kokuyor” der. Memleketin peynirleri, havası, suyu, çayı, çaydanlığı üstüne "tüket tüket" neon ışıkları olmayan ama bir o kadar bariz mesajlar devam eder. Dahası var, üniversiteye gidememiş ve annesiyle babası boşanmış (ve esasında okuldan çok beğendiği) bir kız arkadaşı ‘Batıcı’ bir kafede çalışmaktadır. Kısaca kafe ve çay üstü kapalı bir şekilde kapışırlar geriye kalan zamanda. Bu arada ‘Batıcı’ kelimesini, yıllarca büyük şehirlerin göç alan bölgelerindeki vatandaşlarla yaptığı mülakatları analiz ederek değerli makaleler yazmış olan Doç. Dr. Tüba Üstüner’den ödünç aldık. ‘Batıcı’ kelimesi, hayatının bir bölümünde 'mahalle başkısı'na tepki gösterip başörtüsünü atmak suretiyle farklı tüketim desenlerine açılan insanlarımızın diğerlerine yakıştırdığı bir sıfattır. Çok kulp bulduğunuz, çok itip kaktığınız modernitenin temel arcı olan zıt kutuplu (ikili) düşünme tarzı olan ''batıcı" ve "batıcı değil" düşünce tarzını bu kadar yaydığınız için kendinizi nasıl hissettiğinizi merak ederek, bir sonraki paradoksa geçiyoruz izninizle sevgili Samanyolu.
Dinle arası pek şekerli olmayan kesimde bu fantastik senaryoyla ekranlara yansıtılan bir dizi düşünün, Aşk-i Memnu’ya yapılan muameleden biliyoruz ki hem ahlaksızlığının hem de toplumu zinaya teşvik etmeye çalıştığının davul zurna eşliğinde haykırılacağı muhakkak. Kötüyüz değil mi? Ne var yani böyle çirkinlikleri resmederek yapılmaması gerektiğini öğretiyorsan sen sevgili Samanyolu? En son bu argümanı herhalde Fatih Altaylı’dan duymuştuk geçen hafta, heyhat.