ÖTV zamları toplumun her kesiminin ilgisini üzerinde tutmaya devam ediyor. Bugün de Taraf’taki köşesinde Murat Belge zamlarla ilgili yorumlarını bizlerle paylaşmış. Kişisel özgürlükleri hedef alan bir tehlike söz konusu ise Hocamızın muhalifliğine zeval gelmeyeceğini, bu topluma bir kere daha yasalarla şekil verilmesine müsaade etmeyeceğini bu yazı vasıtasıyla bir kere daha hatırlayıp ferahlamış olduk. Kendisi, alkollü içki ve sigaraya yapılan zamlar şayet belli bir yaşam biçimini değiştirme çabası ise, işte tam orada işin tadının kaçmakta olduğunu, bütün netliği ile ifade etmiş. Eksik olmasın.
Ancak işin tadının yerli yerinde olduğunu iddia ettiği kısımla ilgili bazı şüphelerimiz var. Anlaşılan, Belge kapitalist üretim ilişkilerinde yaşamaya o kadar bağlı ki, sosyal zaman, eğlence, keyif gibi şeylerin kamusallaşabileceğini tahayyül bile edemiyor. Tüketimi keyfe bağlı olduğu için herkese dokunmayan, ancak kullananın ceremesini çekeceği bu kalemlere topladığı vergi hacmini büyütmek isteyen her hükümetin zammı ‘dayayacağı’ fikrine nasıl kapıldığını özellikle merak etmekteyiz. Bildiğimiz kadarıyla vergi bir iktidarın birilerine ‘dayadığı’ bir nesne değil, kamu hizmetlerinin sunulabilmesi için halktan imkanları oranında toplanan bir katkı payıdır. Her hükümetin gelirini arttırmak için bu tip kalemlerin tüketicisine ‘dayadığı’ ise pek yerinde olmayan bir iddiadır zira gelişmiş ülkeler gelir ve servet vergilerinden yeteri kadar gelir toplamayı becerebilirler. Sigara, alkol, benzin, havayı kirleten araçlar gibi kalemlerden gelir değil sosyal fayda elde etmek amacıyla özel vergiler toplanır. Bu durumda, zam ‘dayamanın’ Murat Belge’nin iddiasının aksine vergi tekniği açısından da gayet sakıncaları vardır. Ayrıca, vergileri ‘dayamak’ yerine toplamayı becerebilen ülkelerde bu maddeleri kullananların fazladan vergi vermeleri, yaratacakları fazladan sağlık masrafları ve işgücü kaybına kısmi bir katkı olarak görülür. Oysa bizim devlet tarafından sağlık güvencemizin sağlandığını iddia etmek tıpkı dünyanın çoğu ülkesinden daha ucuza içki içebildiğimiz iddiası kadar fantastiktir. Gerçekten de Türkiye’de alkollü içki fiyatları zengin Avrupa ülkelerinden daha pahalı olabildiği gibi, sigara fiyatları da son zamlardan sonra oldukça yaklaşmıştır. Alım gücü kriteri dahil edildiğinde tablo iyice kritik hale gelmektedir elbette. Devletin özel hayata saygısı ve kişi özgürlüklerine müdahale etmemesinin yolu illa tuhaf devrim-karşı devrim yasaları çıkarmaktan geçmez. Belli kesimlere ‘dayamayı’ kendine hak olarak görmemesi de bunun önemli bir göstergesi olabilir. “Hem zaten sigara zammı beni bozmaz” dedikten sonra kişisel özgürlüklerle ilgili kısıtlamaları eleştirmesi de elbette ki özünde bir şey ifade etmiyor.
Belge, yazısının son satırlarında ise kendisi açısından ilginç bir tartışmaya giriyor; “İran önemli bir örnek. Orada birtakım “kutsallıklar” adına bütün bir toplumun hayat üslûbuna müdahale edildi, hâlâ ediliyor. Toplumun bu “iyilik” karşısında tepkisi de gittikçe büyüyor. Böyle şeyler, ilk denenme yerinde daha uzun zaman alır; o ilk deney olması gereken hedefe ulaşınca başka yerlerde süreç çok daha kısalır. Ayrıca, her şeyi yaşayarak öğrenmek zorunda mıyız?”
Fikri takibin gerçekten önemli olduğu bir dönemden geçiyoruz. AKP iktidarı kurulduğu günden beri soldan gelen bu tür eleştirileri yeri geldiğinde ulusalcılık, yeri geldiğinde pozitivizm olarak öteleyen Belge bugün kültürel liberalizmin kendini gerçekleştirmesinin de tehdit altında olduğunu fark etmiş olacak ki, benzer eleştirileri seslendiriyor. İran metaforu burada gayet önemli. İran devrimini başlangıç evresinde modernizmin çözülmesi olarak yorumlayan Foucault’nun yanılışının Belge tarafından idrakı için aynı süreci kendisinin de yaşaması gerektiğini yazısının bu bölümünden öğrenebiliyoruz.
Neyse ki bitiyor.