



Merhaba arkadaşlar! Bugün size aslında kendi varoluşsal anlamımdan bahsetmek istiyorum. Benimle ilgili bazı yorumları okudum ve kim olduğumu merak eden genç arkadaşlarımın arttığını fark ettim. Ben, genç arkadaşlarım, solun içinden gelip solu eleştiren adamım. Necmi Erdoğan'a sorarsanız; bazen eski solcu ama her zaman sinik solcuyum.
Yani pratiğe dahil olmamak için solun içinde milliyetçilik, darbecilik ve aklınıza gelebilecek her türlü olumsuzluğu arayıp bulanım. Teorik düzlemde de, Türkiye'deki solda bireyin eksikliği, kolektivitenin içinde özel alanın kalmaması, feodal ahlak gibi konularda saatlerce sürecek eleştirel argümanlarım, anılarım vardır. Fakat bütün bunları yaparken hala solcu olduğumu söyleyerek eleştirilerin önünü keserim.
Ben solcu olduğumu söyleyerek cümleye başladıktan sonra sınıf mücadelesinin anlamsız olduğunu size Steve Jobs örneğini vererek anlatabilirim. Ya da iktidar Sovyetlere sloganının ne kadar otoriter olduğunu yumurtlayıp cemaatlerin, bugünün doğrudan demokratik yapıları olduğunu söyleyebilirim. MÜSİAD'ın iftar yemeği çıkışında, Türkiye'de solun Avrupa' ya göre ne kadar geri olduğunu anlatırım. 12 Eylül Referandumu'nda ‘evet’ oyu veririm ve bugün içinde bulunduğumuz savaş ortamından AKP'nin değil Miki'nin sorumlu olduğunu söylerim.
Kapitalizm gibi, neoliberalizm gibi kendi çelişkilerimi içimde barındırırım. Bugün ben de solcuyum derim yarın istifa eder liberal olurum. Bana otlatmam için iki koyun verirseniz evimin kapı ziline koyunlardan sorumlu müdür yazarım. Bana göre; hayat ile solculuk arasında her zaman belli bir mesafe olmalıdır. Hayatın kendi iç işleyişi, dertleri ve sorumlulukları vardır. Solculuk veya ideoloji ise artık gerçekliğine inanıp inanmamakta şüphe ettiğim hayali bir konu. Dolayısıyla birisi çıkıp Deniz Gezmiş'i milliyetçilik ile ya da Mahir Çayan'ı x servis tarafından kullanılmakla itham ettiğinde bu beni pek de rahatsız etmiyor. Hatta hayat gailesi nedeniyle itham edenler ile yan yana durabilirim.
Yukarıdaki paragraflarda, yeni yazacağım postmodern romanda okuyucu ile oyun oynamak konusunda bir deneme yaptım arkadaşlar. Şu an size, yavru vatan Kıbrıs'taki Fransız restoranı Saint Tropez'de, kanyağa batırılmış krepimin yanında beyaz şarabımı yudumlarken sesleniyorum ve keyfim her zamanki gibi yerinde. Yukarıdaki düşünceler ancak bir solcunun aklından yazıya dökülebilirdi. Ben tabii ki bugün yaşanan bazı şanssızlıklardan AK Parti'nin değil Miki'nin sorumlu olduğunu söyleyebilirim. Bunu savunacak birikime ve özgüvene sahip başarılı bir fikir adamıyım.