
Kemalpaşa’dan yola çıktığınızda, AKP seçim reklamlarındaki gibi Karadeniz sahil yolunun ortasında horon tepen insanlara pek rastlamıyorsunuz açıkçası. Durum yansıtıldığı gibi umut verici değil. Olan sadece kapitalizmin hızla akan dünyasına deprem vergileriyle yapılmış duble yollardan kanalize olmaktan ibaret. Saatte 120 km hızla gidebilirsiniz. Sorun yok. Hopa’dan Samsun’a kadar sol tarafın yeşil yerleşim bölgeleri, sol taraf Karadeniz. Sahil boyunca sürekli yerleşim var. Bir ilçenin evlerinin bittiği yerde bir başka ilçenin evleri başlıyor. Ve tabii emektar Çay-Kur çay fabrikaları. Yıllardır Karadeniz halkının çayını işleyen ihtiyar çay fabrikaları… Artık Çay-Kur da yalnız değil. Neredeyse her köşe başında özel sektöre ait çay fabrikaları var Karadeniz’de.
Artvin’in son ilçesi Arhavi bittiğinde sizi Rize’nin Fındıklı’sı karşılıyor, ardından Ardeşen. Ardeşen’den sola doğru dönüp, Çamlıhemşin’e doğru devam ediyorsunuz. Çamlıhemşin yolunda size üzerinde HES planları bitmek bilmeyen Fırtına Deresi eşlik ediyor. Rafting yapanları gördüğümde son derece imrenmiştim. O canım derelerin üzerinde su sporlarını değil de HES’leri teşvik edenlerin ne denli bir akıl tutulması yaşadığını bir kez daha göreceksiniz.
Çamlıhemşin’e çıkan yol yemyeşil, kıvrıla kıvrıla ilerliyor. Ardından küçücük, varlığını dünyanın geri kalanına pek hissettirmeyen Çamlıhemşin ilçesi ile karşılaşıyorsunuz. Çevresi yemyeşil, içerisinden dere geçiyor. Tüm Karadeniz ilçelerinde olduğu gibi plansız, imarsız, çarpık bir yapılaşma ve tabii ki geleneksel mimariye sahip çıkılmamış. Mahalleler birbirinden bağımsız ve düne kadar düşman gibilermiş. Belediye seçimlerinde nispeten bu durum biraz kırılmış ama hala mahalleler arasında dengeler çok hassas.
Belediye başkanlığı seçimlerinde ise bambaşka bir tablo oluşmuş Çamlıhemşin’de. Mahalle meclisleri oluşturularak başkan adayı belirlenmiş ve Rize’nin tek bağımsız sosyalist adayı İdris Lütfü Melek bu meclis çalışmasının ardından %46’lık bir oyla belediye başkanı seçilmiş. Hatırlarsanız AKP Rize Milletvekili Ali Bayramoğlu, yerel seçimlerden sonra “Rize’de 11 ilçenin 10’unda belediye başkanlıklarını kazandık. Sadece daha önce bizde olan Çamlıhemşin Belediyesi’ni kaybettik. Bir tek şeye üzülüyorum. Çamlıhemşin İlçesini almamız halinde AKP olarak Türkiye’de bir şehrin bütün ilçelerini kazanan tek parti olarak tarihe geçecektik. Seçim sonuç listelerinde ilçelerde alt alta ampul yanacaktı. Ancak bir ilçede araya virüs bulaştı” açıklamasını yapmıştı. İktidar partisine kuşkusuz ne giyse yakışıyor ama bu tip açıklamalar daha bir yakışıyor. Milletvekiline danışman olarak Melih Altınok’u öneriyorum. Neyse ki bu açıklamanın ardından Çamlıhemşin belediye başkanı İdris Lütfü Melek şöyle bir açıklama yapmıştı da: “Bu olsa olsa demokrasi virüsüdür bundan da mutluluk duyarız” içimize su serpmişti.
Çamlıhemşin ile Ayder yaylası ya da Kaçkar Milli Parkı birbirinden bağımsız yerler. Çamlıhemşin’den sonra sola doğru yönelip bir süre daha yolculuk yapmanız gerekiyor. Yine derelerin yanında, ormanların içinden tabii ki... Size yüzlerce farklı türden bitkiler, yemyeşil ağaçlar, kimi zaman sis, kimi zaman hafif yağmur, ara sıra da güneş eşlik ediyor. Kaçkar Milli Parkı’na girmek için bir miktar para bayıldıktan sonra karşılaştığınız manzara sizi hem kendine hayran bırakıyor hem de şaşırtıp ürkütüyor. İnanılmaz bir kalabalık, her taraf otel, pansiyon, otobüs, otomobil, küçük işletmeler, hediyelik eşya stantları. İnanılmaz bir hareketlilik ve kalabalık var. Yazın kalacak yer bulamıyorsunuz ve otel/pansiyon ücretleri son derece yüksek. Yerel halk nedense insanlara misafir olarak değil de müşteri olarak bakmayı tercih ediyor. Bu manzara ile Şavşat’ta, Hopa’da, Maçahel’de karşılaşmazsınız. Müthiş bir ticarileşme ile karşılaşıyorsunuz. Son derece düşündürücüydü. Şöyle söyleyeyim, tuvalete gitmek isterseniz minimum 1 TL vermelisiniz, su için 1 TL, gözleme için 5 TL. Kuşkusuz her şeyin bir satın alma değeri var ama bu durumu fırsata çevirmek Karadeniz halkına yakışmıyor.

Bunları düşünmediğiniz takdirde Ayder yaylası harika bir yer. Yeşilin arasında kaybolabilirsiniz. Kendinizi ormana bırakabilir, derelerde oynayabilirsiniz. Bol miktarda fotoğraf çekebilir, dilerseniz kuş ve böcek sesleri eşliğinde çadırlarda sabahlayabilirsiniz. Müthiş bir deneyim.
Ayder elbette o noktada bitmiyor. Esas güzellikler ormanın içinden ilerledikçe karşınıza çıkıyor ve son olarak Kaçkar dağlarındaki yaylalarla daha da mest oluyorsunuz. 2500 metreye yakın bir yükseklik. Sürekli sis altında, artık ağaçlar bitiyor ve Ağustos ayını ortasında karla karşılaşıyorsunuz. Aşağıda, sahilde hava sıcaklığı 30 derece iken en son yayla olan Kavron Yaylasında sıcaklık 15 dereceye düşüyor. Aşağıda, Ayder’de karşılaştığımız cevval müteşebbislerimizle, Kaçkar’ların eteğinde, 2350 metre yükseklikteki, kuş uçmaz, kervan geçmez Kavron Yaylasında da karşılaşıyoruz. Psikolojik olarak bu duruma hazırlanın. Poğaça 2 TL, çay 1.5 TL. Çadır talep ederseniz 50 TL bayılmanız gerekecektir.
Tıpkı Kavron gibi, Kaçkar Milli Parkı sınırları içerisinde birkaç köyün yaylası daha var. Köylüler genellikle hayvanlarına otlak alanlar bulmak, sıcaktan kaçmak ve birazda geleneksel kod olarak bünyelerine işledikleri için yaylalarına çıkıyorlar. Asla yabancıya yayla satmıyorlar ve bu durumun tartışılmasına dahi izin vermiyorlar. Yaşam alanlarına yabancıların kalıcı olarak girmesi onları son derece rahatsız ediyor.
Ayder Yaylası ve çevresindeki diğer yaylalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde tek kelimeyle insanı büyülüyor. Mutlaka gidilmesi ve görülmesi gerekiyor. Çamlıhemşin’in ilginç iç çekişmelerine tanık olmak için bile dümeni Rize’den güneye, dağlara doğru çevirebilirsiniz.
Yemek, içmek konaklamak biraz pahalı olmasını düşünmediğiniz takdirde sorunsuz. Küçük butik tipi ahşap oteller veya pansiyonlar Ayder’in muhteşem doğasına karşı uyku çekmek son derece keyifli. Bunun dışında yanınızda çadır varsa çok daha güzel olur. Kamp için ayrılmış bölümler mevcut.
Ayder’i, çevresinde yer alan diğer yaylaları, boğa güreşlerini, Çamlıhemşin’i Karadeniz seferinde mutlaka ziyaret edin.