Hopa’ya gittiğimizde bizi her yerde Metin Lokumcu afişleri, pankartları, yazılamaları karşıladı. Kent yaşananları unutmuş değil. Kuşkusuz yaşananlar da unutulacak gibi değil ve üstüne üstlük devlet de unutulmasın diye sürekli baskı, gözaltı ve tutuklamalarla kente hatırlatmalarda bulunuyor. Kentteki en gerici unsurlar dahi yaşananların tamamen polisten kaynaklandığını belirtiyor ve medyayı yalan haber yapmaktan dolayı suçluyor. Bugün hala Erzurum F Tipi Cezaevi Hopa’lı tutsaklarla dolu. Yetmezmiş gibi bu durumu protesto eden Ankaralılar da cezaevinde. Hopa devletin çok hassas yaklaştığı ilçelerden biri. Bundan sonra daha da detaylı ve hassas yaklaşacağı tartışılmaz. Bunun ilk örneği olarak kente çevik kuvvet şubesi kurmakla başlamış durumdalar.
Hopa Artvin’in en büyük, en dinamik, ekonomik olarak daha iyi, Karadeniz sahil ilçesi. Yıllarca muhalif mücadelenin Karadeniz’deki öncülerinden olmuşlar. Bugün hala buna ısrarla devam ediyorlar. Yaşam ve çelişkiler Hopalılar için başlı başına mücadele sebebi. Yıllarca çayın kavgasını veren Hopa halkı bugün HES’ler ile kavgaya tutuşmuş, suyunu, toprağını, ekmeğini talan edicilerden korumaya çalışıyor. Bir dönem ÖDP’nin belediyeyi kazandığı bir ilçe.
Kente kuzeyden, Artvin’den giriş yaptığınızda size çay bahçeleri eşlik ediyor. Ardından ilçenin kömür depoları ve sanayisiyle en son olarak da Karadeniz’le karşılaşıyorsunuz. Hopa, Sibirya’dan getirilen kömürlerin ülkeye pazarlanma noktası. Özellikle Doğu Anadolu Bölgesinde tamamen bu kömürler kullanılıyor. Oldukça fazla kömür deposuyla karşılaşabilirsiniz.
İlçe içerisinde yürümeye başladığınızda dikkatinizi çekecek ilk nokta kuşkusuz küçük pansiyonlar ve her türden oteller. Hopa, Gürcistan sınır kapısına en yakın ilçe merkezi olduğu için ciddi bir ticari hareketlilik var. Özellikle lojistik sektörü son derece hareketli. Bundan dolayı Hopa’yı konaklamak için kullanan çok sayıda tır şoförü var. Elbette burada değinmeden geçilemeyecek bir başka nokta ise Hopa’daki kadın ticareti. Çok sayıda hayat kadını hala ve ısrarla devletin bilgisi dahilinde otellerde fuhuş yapıyor ya da fuhuşa zorlanıyor. Hopalı devrimciler defalarca uyardıklarını, defalarca müdahale etmeye çalıştıklarını, hatta karakola kendi elleriyle kadın ticaretini yönlendiren şahısları götürüp teslim ettiklerini söyleseler de ne fayda. Anlattıklarına göre ön kapıdan alınanlar arka kapıdan tekrar bırakılıyor. Bize hiç yabancı gelmeyen tabloyu, Tunceli’den, Diyarbakır’dan, Gazi Mahallesi’nden hatırlıyoruz.
Hemşin-Laz meselesi
Hopa fiilen ortadan ikiye bölünmüş bir ilçe. Bir yanında geçmişten beri tarafını soldan belirleyen Hemşin’ler, bir tarafta ise Hemşin’lere nazaran daha sağda yer almayı tercih etmiş Lazlar. Tabi burada genelleme yapmak doğru değil. Lazlar içerisinde de devrimci unsurlar çıkıyor, ki Kazım Koyuncu öyledir. Aynı şekilde Hemşinler arasında da sağcı unsurlar çıkabiliyor. Ama fiilen yaşanan ilçede yer alan iki büyük etnik grubun örtülü bir çekişme halinde olduğudur. Belediye seçimlerinde bu durum daha da su yüzüne çıkıyormuş. Bu durumun oluşmasında daha ziyade devletin elinin olduğu tartışmasız gibi görünüyor. Muhalif Hopa halkının haklı mücadelelerini örmenin en kola yolu bu tip feodal ayrılık tohumları serpmek oluyor.
Kentin merkezinde kocaman bir belediye çay bahçesi yer alıyor ve neredeyse herkes oraya bir defada olsun uğruyor. Kalabalık ve işlek. Klasik kasaba merkezlerinin ortasında yer alan ağaçlarla bezenmiş kahvehaneleri anımsatıyor. Halkın toplanma ve buluşma yeri. Kentin ortasından geçen 8 şeritli uluslararası yol olmasaydı ve ilçeyi olduğu gibi denizden ayırmasaydı bu güzel Karadeniz kenti merkezdeki çay bahçelerine kısılıp kalmazdı. Karadeniz sahil yolu o kadar berbat bir biçimde deniz ile ilçeyi birbirinden ayırmış ki üzülmemek elde değil. Bir ilçe, büyük, kalabalık, neşeli, hayat dolu, öfkeli kimi zaman, tam bir Karadeniz karakteristiği sergiliyor ama Karadeniz’den ayrı. Denize ulaşmak için o yolu güvenli bir şekilde geçmek gerekiyor. Belki cümlelerim manzaranın çirkinliğini tam olarak betimleyememiş olabilir ama siz benim samimiyetime güvenin, son derece çirkin.
Hopa’nın yemyeşil dağlar ve yükselen dağlarla beraber başlayan çay bahçeler, köyler ve enfes yaylalar. Önü ise olduğu gibi hırçın Karadeniz. Sadece bu görüntü bile ilçede 2 gün rahatlıkla konaklamanızı sağlar. Karadeniz’e Hopa’da dilediğiniz noktalardan giremezsiniz. Hatta öyle ilçe merkezinden girebileceğiniz bir yer yok. Biraz Kemalpaşa’ya doğru yol aldığınızda denize girilebilecek birkaç plajla karşılaşıyorsunuz. Bunun dışında Karadeniz sahil yolu inşaatı süresince doldurulmuş kayalarla karşılaşacaksınız.
Hopa’da günlük hayat çok hareketli. Herkes bir şeyler ile uğraşıyor. Çay toplama dönemi bu hareketlilik daha da artıyor. İlçenin bir ayağı kısmen Gürcistan’da. Sık gidip geliyorlar, orada ticaret ile uğraşıyorlar. Aynı şekilde karşı komşu Batum ve onun köylerinden de çalışmak için Hopa’ya fazlasıyla işçi geliyor. Kimileri günü birlik gelip geri dönüyorlar kimileri ise uzun süreliğine kalıp, çalışıyorlar. Elbette daha düşük ücretlerle, mevsimlik ve güvencesiz olarak.
Karadeniz’in yağması Kemalpaşa’ya da uğruyor
Hopa’nın doğusu Gürcistan sınırı olan Sarp Sınır Kapısı. Bir tarafı Batum bir diğer tarafı Hopa’nın beldesi Kemalpaşa. Kemalpaşa belediyelik bir bölge. Ticaret tıpkı Hopa gibi Kemalpaşa’da da bir aksiyon yaratmış durumda. Çok sayıda bavul ticareti ile uğraşan insanın dükkanları yada stantları bulunuyor. Bununla birlikte büyük markaların çok daha ucuza satış yaptığı çeşitli mağazalarda bu küçük belde bulunuyor. Oteller, çay fabrikası, balık restoranları, arkası dağ, yeşil, orman; önü Karadeniz güzel mi güzel bir belde Kemalpaşa. Belde merkezinde, Hopa’ya nazaran daha kolay denize girilebilecek noktalar var. Karadeniz hiç güney sularına benzemez. Tatlı su gibidir. Tuzu az, serin ve hareketli. Karadeniz’de denize girmenin başka bir tadı var. Tek sorun denizanası. Çok sayıda denizanası ile karşılaşıyorsunuz.
Kemalpaşa; Metin Lokumcu’nun memleketi. Gittik, uğruna yaşamını yitirdiği deresini gördük. Selamımızı verdik. Bugün hala tehlike bitmiş değil o dere üzerinde. Dereleri, suyu, toprağı, yaşamı savunmak bugün artık çok daha önemli durumda. Karadeniz’i mahvediyorlar, Karadeniz’i yağmalıyorlar. Karadeniz sahil yolu yeterince berbat etmiş durumda zaten, üstüne birde dereler, ormanlar yok olup gidiyor.
Kemalpaşa’nın hemen ilerisi Sarp sınır kapısı. Adını Sarp köyünden alıyor. Karşı taraf Batum. Karadeniz’in Antalya’sı diyorlar. Aynı bitki örtüsüne sahip, hava aynı, su aynı ama daha derli toplu, deniz daha halka ait. Gürcistan tarafına geçmeyi düşünmüyorsanız bile Sarp sınır kapısına kadar gidebilirsiniz, kafeler, pastaneler, alışveriş stantları hatta cami bile bulunuyor o alanda.
Hem Kemalpaşa’da hem de Hopa’da kalacak yer sorunu yok. Yıldızlı ve halkın önerdiği otellerde rahatlıkla kalabilirsiniz. Ayrıca öğretmen evi de uygun fiyata sizi misafir edecektir. Kemalpaşa’da mutlaka denize girmeli, Gürcistanlı tüccarların dükkanlarını dolaşmalı, en önemlisi ise sahilde taze mezgit yemelisiniz. Kemalpaşa’da yediğim mezgit’i hayatım boyunca yemedim bundan sonra da yiyebileceğimi zannetmiyorum. Hopa’da ise ev yemekleri ve Karadeniz pidesini tercih edebilirsiniz. Ayrıca Çaykur satış ofislerinden hediyelik çay alabilirsiniz. Akşamları tulum dinleyebileceğiniz barlar, kafeler Hopa ilçe merkezinde bulunuyor.
Hopa ve Kemalpaşa; Artvin’in bambaşka bir yüzü. Karadeniz’e gitmeyi düşünüyorsanız bu seferin içerisinde mutlaka Kemalpaşa ve Hopa yer almalı.
Bir sonra ki sefere batıya doğru açılacak, Çamlıhemşin ve Ayder yaylasına uzanacağız.