Artvin dağın eteğine kurulmuş, sürekli yokuş çıkılarak-inilerek yaşanılan bir yer. Bizler gibi 2000 metre platolarda ya da dümdüz ovalarda büyümüş insanlar için şaşırtıcı. Sürekli garip yapılara rastlıyorsunuz. Garip yapılardan kastım bildiğimiz apartmanlar ama 7 katlı, dağdan aşağı doğru, dokunsan düşecekmiş gibi. Ve kendi kendime şunu düşünüyorum; “Neden insanlar dağlarda yaşamayı tercih eder?” Kuşkusuz meselenin sosyolojik olarak çok çeşitli açıklamaları vardır. Düzlüklerde büyüyenler için şaşırtıcılığını ifade etmek istedim. Kentin merkezine, HES’ler ile katledilen Çoruh nehrinin üzerinden geçerek ve ardından kıvrıla kıvrıla yokuş yukarı tırmanarak ulaşıyorsunuz.
İlk bakışta Artvin’de o rahat atmosferi, günlük hayatın modern dinamiklerini kolaylıkla sezebiliyorsunuz. Artvin çok okuyan, okutan, doktoru, öğretmeni, avukatı bir de devrimcisi bol bir il. Kent merkezinde her etnik gruptan insanları görmek mümkün. Kent merkezinden aşağı doğru bakınca ise katledilen, önü setle tutulduğu için akmayan Çoruh’u görmek mümkün. Çoruh, Borçka’ya kadar hatta daha da ileriye kadar bu şekilde durgun kocaman bir göl biçiminde bekliyor. Enerjisini, hırçınlığını, doymak bilmeyen enerji şirketleri emiyor. Artvin tıpkı komşusu Kars gibi yıllarca hem Sovyet sınır komşusu olmasından, hem de kendi iç dinamiklerinden kaynaklı tarafını soldan yana belirlemiş bir şehir. Bugün hala o havayı gökyüzünde koklayabiliyorsunuz. Kent merkezinde çay-çorba-yemek faslının dışında yapılabilecek pek fazla bir şey yok. Bitki örtüsü 30 km berisindeki Şavşat’tan, Yusufeli’nden, Borçka’dan bile son derece farklı. Dediğim gibi Artvin çok enteresan bir il. Bütün ilçeleri ayrı birer devletmiş gibi, buna merkez ilçesi de dahil.
Hani insanlar yeni yerler görmek için yolculuklara çıkar da, yolculuk esnasında aklına çok saçma sorular gelir, benim de Borçka’ya doğru giderken aklıma “Bu şehre acaba havaalanı nasıl yapılır” sorusu geldi. Niyeyse 30 km boyunca sanki yapacak olan benmişim gibi meseleye kafa patlattım. Oysa ki gerçek olan şu, oradaki karayolunu sadece 1 metre genişletmek demek binlerce ağacın, canlının yaşam alanının tarumar edilmesi demek. İnsan elinin Artvin’e hiçbir faydası yok. Çok özel bir bölge, çok hassas yaklaşılması gerekiyor. Tabii ki bizde de böyle bir anlayış yok. Erzurum, Şavşat, Artvin yollarının birleştiği noktada daha önceden yapılmış ve yapımı bitmiş yolu yeniden yapıyorlar ve inanılmaz bir doğa tahribatına sebep oluyorlar. İnsan anlam veremiyor. Rantı bir ölçüde anlayabiliyorsun ama ahmaklığa akıl sır ermiyor.
Artvin’de konaklama sorunu yok. Yalnızca Gezici Film Festivali’nin olduğu hafta yer sorunu yaşanıyor. Pidesi eşsiz, tavsiye ederim, çayı, suyu tadına doyulmaz. Bunu da belirtmekte yarar var; bütün Karadeniz boyunca sürekli harika çaylar içiyorsunuz. Döndükten sonra evinizdeki çaydan bile tat alamıyorsunuz.
Artvin’den sonra delik deşik edilmiş dağların içinden önce Borçka’ya ulaşıyorsunuz. Borçka Artvin’in Yusufeli ile birlikte en gerici ilçelerinden bir tanesi. Bu yoğun havayı rahatlıkla hissedebiliyorsunuz. Sokaklarda, apartmanlar hatta dağlarda MHP bayraklarına denk gelebilirsiniz. Geçmişte mücadelenin sert geçtiği ilçelerdenmiş Borçka. Bugün hala o sertlikten geriye kalanlar var. Çoruh devasa, sessiz bir göl gibi Borçka’nın içinden geçiyor. Dikkatli baktığınızda Çoruh’a Borçka’nın kimi mahallerini, camilerini suların altında görebilirsiniz. Yer yer nehirde minareleri görüyorsunuz. Sular altında kalan yaşam alanlarını siz düşünün. Borçka’da çok fazla kalmadan hemen Borçka üzerinden Macahel bölgesine devam ediyoruz.
Macahel
Borçka’da ki benzin istasyonunda pompacı arkadaşa nasıl olsa sormuşuz ve o da nasıl olsa “yolu iyidir, 1 saate varırsınız” demiş ya. Oysa gerçek hiçte sanıldığı gibi değil. Borçka-Macahel yolunun ilk 10 km’si asfalt ve müthiş keyifli. Bir ormanın içinden geçtiğinizi, derelerin kenarından devam ettiğinizi, yükseldiğinizi, yükseldikçe temmuz sıcağının düşmeye başladığını düşünün. Ama bu kadar düşünün isterseniz. Zira devamı çok tehlikeli. 10km’den sonra yol stabilizeye dönüyor ve otomobiller için çok müsait değil. Kişisel görüşüm; otomobiller oraları kullanmak zorunda da değil. Bu modern insan sızlanmalarını haklı bulduğumu söyleyemem. Eğer otomobil o yoldan gitmiyorsa ve yapılacak yol orayı mahvedecekse, otomobille gitmeyin. Hangi araç müsaitse onunla gidin. Ben dersimi aldım.
Macahel’e ulaşmak için öncelikle Karçal dağlarının neredeyse zirveye yakın noktalarına kadar stabilize yolda araçla tırmanmanız, ardından tırmandığınız kadar da inmeniz gerekiyor. Borçka-Macahel (Camili Köyü) yalnızca 37 km ama yoğun sis ve bozuk yoldan otomobille gitme hevesi yüzünden 2 saatten fazla sürüyor. Son derece dikkatli olmak gerekiyor yolda. Uzun araçlarla gitmek neredeyse olanaksız. Karçal dağlarını aşmak gerekiyor. Eğer şanslıysanız sis yoksa, sizi temin edebilirim ki bu kadar muhteşem bir manzarayla asla karşılaşmamışsınızdır. Zirveden Macahel Vadisine baktığım zaman kendimden geçmiştim. Temmuz ayının ortasında kar ve yemyeşil doğa yan yana. İnanılmazdı. Ve bu daha yolculuk süreci. Henüz Macahel Vadisine ulaşmadan karşılaştıklarınız.
Macahel, Türkiye-Gürcistan sınırında yer alan bir bölgenin adı. Toplam 18 köyden oluşan Macahel bölgesinin 12 köyü 1921 referandumuyla Gürcistan’da kalmayı, 6 köyü ise Türkiye’de kalmayı tercih ediyor. Merkez köyü Camili. Eski adı Khertvis. Müslüman-Gürcü köyü. Köyün çok eski ve güzel bir camisi bulunuyor ve sanırım yeni Türkçe ismini buradan alıyor. Malum bizde bir dönemin trendi köy, bucak, mahalle isimlerini Türkçeleştirmektir. Demek ki sadece Kürt illeri bu durumla karşılaşmamış. Devlet Gürcülere de, devletliliğini göstermiş. Gürcüler de anladığım kadarıyla devletle devlet olmamış, pek sorun çıkmamış.
Karçal’dan inip, Macahel Vadisi’ne yaklaştıkça sizi inanılmaz güzellikler karşılıyor. Henüz enerji şirketlerinin dadanmadığı, gürül gürül akan dereler, her biri birbirinden farklı ağaçlar, çiçekler, sağda solda koşuşturan keçiler. Bu güzellik yılın 4 ayı bu şekilde sürüyor. Ve yılın 6 ayı bizimde kullandığımız Borçka-Macahel yolunu tamamen kapatacak kadar kar yağıyor bölgeye. Evet yılın 6 ayı Borçka ile bütün iletişimi kesiliyor bu 6 bölgenin ve imzalanan bir protokol çerçevesinde Gürcistan sınırından geçip önce Hopa’ya giriş yapıyorlar ardından tekrar aynı yolu kullarak Hopa-Gürcistan-Macahel yapıyorlar. Bölgede bir okul, bir sağlık ocağı, birde jandarma var. Bunun dışında devlete dair pek bir şeye rastlamıyorsunuz. Sınır dikenli tellerden, yanlarında iki adet asker nöbet tutuyor, bundan ibaret.
Doğa ve lezzetin kesiştiği yerde
Yöre halkın günlük hayatta tamamen Gürcüce kullanıyorlar. Her taraftan bölge insanı olan Bayar Şahin şarkıları yükseliyor. Yılın 6 ayı karla geçen mücadelelerinin ürününü 4 ay boyunca bu harika yaşantıyla alıyorlar. Sakin, yeşil, sanki bir tablodan fırlamış da kimse görmeden geçip oraya yerleşmiş gibi Macahel. Off-road güzergahları, yürüyüş yolları, hiç beklemediğiniz bir anda karşınıza çıkan doğa harikası şelaleleri, içebileceğiniz kadar temiz akan dereleriyle pastoral bir rüya Macahel. Beslenme alışkanlığı o kadar doğal ki, neredeyse dış dünyadan makarnadan, şekerden, çaydan başka bir şey almıyorlar. Peynirleri, tereyağı leziz. Balı çok özel bir bal ve son derece pahalı. Kafkas arısının saf olarak yaşadığı tek bölge. Arının cinsinde en ufak bir değişiklik olmamış ve buna bir de dünyada kabul edilmiş olağanüstü ekosistemini eklerseniz, balın tadı hakkında fikir sahibi olabilirsiniz.
Macahel’de dinlenmemelisiniz, Macahel’de dolaşmalısınız. Küçük burjuva doğa tatili fantezisiyle Macahel’e giderseniz, şapşal şapşal pansiyona tıkılır sonra da çıkar geri gelirsiniz. Tek tek köyleri dolaşmalı, her kapıyı çalabilmeli, yaşlıların ellerinden öpüp bir bardak çayını içip hikayelerini dinlemelisiniz. En uzak noktalarına doğru yürüyüş başlatmalı, bitki ve çiçek türlerinden toplamalısınız. Derelerde yüzmeli, keçileri otlatmaya götürmelisiniz. Tarlaya, ağaca el atmalı, halkın yanında çalışmalısınız. İşte o zaman Macahel gerçekten tam bir cennete dönüşür.
Macahel henüz modern zaman insanlarının yağmasına uğramamış, Karadeniz’in en uç noktasında, saklı gizli bir cennet bahçesi. İnsanlar bölge hakkında pek bir bilgi sahip değiller belki de bu yüzden hala kendisini korumayı başarabilmiş görünüyor. Bu daha ne kadar bu şekilde devam eder bilinmez.
Güneydoğu bölgesinde yakılmamış orman kalmamışken, sesi soluğu çıkmayan TEMA’nın Macahel’de bir misafirhane inşa etmesi, Kafkas Arısı üretimi içinde bir laboratuar kurması göz yaşartıcı.
Macahel bir gün olur da biyorezerv alan olmaktan çıkartılır, her şeyin başı enerji diye birileri meydana çıkarsa oralar mahvolacak. En son Artvin İl Genel Meclisinin HES yapım izni verdiği Macahel’e, Rize İdare Mahkemesi dur dedi. Ne kadar daha dur denir bilinmez.
Macahel’de TEMA Vakfı’nın misafirhanesinde yad a köylülerin işlettiği pansiyonlarda kalabilirsiniz. Yer bulamazsanız sorun değil, her hangi bir köylünün kapısını çalın sizi misafir eder. Turizm henüz halkın değerlerini yozlaştırmamış Macahel’de.
Kalabalık olarak giderseniz, Macahel Yaşlılar Korosu’nu dinleyebilirsiniz. O kadar para istemeseler daha güzel olurdu kuşkusuz.
Bir sonra ki sefer; Kemalpaşa-Hopa.