Son Güncelleme: Perşembe, 26 Ocak 2012 14:49 melisa tarafından yazıldı. Perşembe, 26 Ocak 2012 12:45

Ermeni soykırımının inkarını suç sayan yasa Fransız Senatosu’nca da oylandı ve hem yurtta hem de Fransa’daki göçmenler nezdinde çok şiddetli ses getirdi. Türklerin hedefindeki Fransızların yasaya olan tepkileri ise karşı taraftan gelen yüksek sesin altında kaybolduysa da, aslında ülke gündeminde hatırı sayılır bir yer tutmayı başardı.
Fransız halkının bu yasayı bağrına bastığı pek iddia edilemez. Gelen tepkiler her şeyden önce yasa tasarısının kimin tarafından, hangi amaç ve hangi zamanlama ile sunulduğuna yönelik. Fransızlar bu yasanın hangi raflara kaldırılıp, hangi zor zamanlar için saklandığını hatırlamayacak kadar hafızasız bir toplum değil. Sarkozy’nin yaklaşan genel seçimlere Ermeni oylarını cebe atarak girme planı herkesin malumu. Bu basit politik oyunların topladığı tepkinin büyüklüğü hem Sarkozy’nin hem de, UMP’nin iktidarda yıprandıkları bir sürecin sonuna denk gelinmesinden de kaynaklı. Avrupa ve Fransa'nın iktisadi krizden etkilenmesi sonucunda da faturanın adresi olan iktidarın politikalarının bugünlerde halkın tam desteğini almasını beklemek de mümkün değil. Yasaya yaklaşımla ilgili olarak da durum bu minvalde. Seçimlerde Ermenilerin oyunu kapabilmek uğruna UMP’nin ısrarla yasalaştırdığı bu tasarının Fransa’nın dış ilişkilerine zarar verdiğini düşünenlerin sayısı az değil. Türkiye'yi dışlama politikasının Fransa'ya zarar verdiğini ileri süren Fransızların sayısı da geçmişe nazaran artmış durumda. Türkiye’nin AB’ye üyeliği Fransızlar tarafından Türklerden daha fazla mühimseniyor. Fakat görünen o ki, Türkiye ile ters düşmenin risklerini gündeme getirenler hem kriz ortasında ekonomisi büyüyen bir pazarın kaybı hem de Suriye ilişkileri gibi başka menfaatler açısından olaya yaklaşıyorlar. Hatta Türk tarafının tehditlerini gören ve elindeki kozları arttıran yeni argümanlar sunan sesler dahi yükseldi. Türk tarafı kendisinin konuya dahil edilmesini istemeyen Cezayir’i ileri sürerken, Fransızlar daha yakın zamanda gerçekleşmiş ve hesaplaşılmamış başka bir utanç olan Ruanda soykırımındaki rolleri sebebiyle başkalarına ders verme çabasının yerini ve sırasını sorgulamaktan kaçınmadılar.
Fransa’nın kısa dönem maddi menfaatlerini hesaplayanlar haricinde, başta hukuçular olmak üzere Cumhuriyetin temel ilkeleri açısından da yasa kıyasıya eleştirildi. Son dönemde bir Türkiyelinin kendisini anavatanda zannedebileceği sıklıkta ‘tarih tarihçilere bırakılsın’ ve ‘meclis tarih yazamaz’ nidaları yükseldi. Elbette burada bu ifadelerin yasa tasarısının Fransız anayasasına açık aykırılığını ileri süren önemli hukukçuların görüşlerine dayandığı ve Ermeni cemaatini mağdur etmek değil, anayasaya aykırılığı sebebiyle iptali sözkonusu olabilecek bir yasa ile beklentilerinin zarar görmesini ve kötü politikalarla istismar edilmelerini engellemek endişesinden de kaynaklandığını göz önüne almak gerekli. Fransa bağımsız yargının denetimi sayesinde hukukun kötü politikalarla hesaplaştığına inanan bir ülke. Dolayısıyla bir kısım için ifade özgürlüğü ve araştırma hakkı gibi ilkelerin de kendi başlarına korunmaya değeri var.
Sonuç olarak, bu yasaya ve onun vasıtasıyla Sarkozy'ye muhalefetin, iktisadi krizin buhranından da etkilenen Fransızların geneli tarafından hoş karşılanmadığını söylemek mümkün olsa da, yasanın kıyasıya eleştirilmesinden Fransızların Ermeni soykırımının tanınması ile ilgili şüpheleri olduğuna dair bir sonuç çıkarılmaması gerekli. Çeşitli sebeplerle başka bir güç tarafından başka topraklarda başka bir halka karşı işlenmiş ve fakat uluslararası hukuk tarafından da henüz tanınmamış bir suçu kanunlaştırmanın sonuçlarından çekiniyor ya da Fransız hukukun genel ilkelerini ihlal etmeye veya ekonomik ve siyasi menfaatleri tehlikeye atmaya değip değmeyeceğini tartışıyorlarsa da, soykırımla ilgili toplumun kanaati çoktan oluşmuş durumda. Türk tarafının gerek diplomatik düzeyde gerekse sokakta gösterdiği tepkinin de artık kimsenin tartışılır bulmadığı bu olaya dair kanaati ne yönde etkileyebileceğini kestirmek ise herhalde zor olmasa gerek.
Balca Çelener
“Vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğüne” halel getirebilecekleri gerekçesiyle gözaltına alınan mandalinalardan haber alınamıyor.
Tüm Yalan Haberler...
Lenin’in düşüncesi-Devrimin Güncelliği kitabı devrimin güncelliği sunuşu başta olmak üzere altı başlıktan oluşuyor. Dönemin Rusya’sının tarihsel olarak bulunduğu konumdan başlayarak Lenin’in sürece yönelik iradi ve politik yönelimlerinin anlatıldığı kitapta emperyalizmden öncü partinin konumuna Lenin’in Diğer sol gruplarla yaptığı polemiklerin özetlerinden Proletaryanın konumuna değin birçok konuyu içermektedir.
8 Ekim'de Ankara'da 4 büyük emek örgütünün düzenlendiği mitingin ardından tersyuz.org'un çağrısıyla mikrofona geçen Yağmur Milena başarılı yorumuyla dikkatleri üzerinde topladı.