İdris Naim ile Kanıt Peşinde - Erdem Güven

PDFYazdıre-Posta


Hrant Dink davasıyla aynı güne denk gelen KCK ve ODA TV davalarının yarattığı atmosferin şehveti  İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’i öyle etkilemiş olacak ki, gündüz saatlerinde terörü ve teröristi pek de hukuki olmayan işaretlerle tasnif ettiği açıklaması basına yansıdı. Şahin’in maydanoz, tere ve ayrık otu metaforlarıyla süslediği bu açıklamasına göre, üniversitede ders vermenin, şarkı söylemenin, şiir yazmanın veya resim yapmanın ve hatta fıkra anlatmanın dahi devletin bekasına yapılan doğrudan bir saldırı olabileceğinden şüphelenmemiz gerektiğini öğrendik. Kendisine bakacak olursak, bunların tamamı gerçekleştirdiği “faaliyeti” hakkını vererek yapmayan “kötü niyetliler” tarafından suç aracı olarak kullanılabilirler.

Teun Van Dijk’in “Eleştirel Söylem Çözümlemesi Modeli”nde milliyetçilik-medya ilişkisini formüle ederken sorduğu ‘söylemin üretim araçlarına erişme imkanına kimler sahiptir?’ sorusu, bağlamından kopararak sorsak bile, eminim İdris Naim Şahin’in tartışmak istediği konulardan birisi değildir. Ne var ki, Şahin milliyetçi söylemin tekleştirici ve buna içkin olan ikincilleştirici ruhunun hakimiyetinden rahatsız olduğuna dair bir emare göstermezken, buna karşıt herhangi bir söylemin veya fikir beyanının illegalize ilan edilebilmesine olanak sağlayacak bir açıklama yaparak, aynı zamanda ‘’söylemin üretim araçlarına erişme imkanı’’ olmayanların diğer iletişim olanaklarına engel koymaktan da imtina etmiyor. Bu nevi bir eylem ve bunun daha da ilerisinde söylemin ortadan kaldırılması ya da tamamen denetim altına alınması, ‘makbul/iyi’ sayılmayan tüm muhalefetin, legalize/illegalize edebilme kuvvetinden doğan hareket kabiliyetiyle illegalize ilan edilmesi ve nihayetinde yoklaştırılması, pek tabii Bakan Şahin’in konuşmasında bahsettiği ‘’hukuk’’ ve ‘’özgürlük’’ ihtiva eden devlet yapısıyla bağdaştırılamaz. Bununla birlikte, zor kullanarak ya da buna destek olarak hükümeti devirmeye çalışmak dışında kalan, yani kanuni olan eylemlerle, hükümeti yıpratmaya çalışmak, onun değişmesini ummak ya da hükümeti herhangi bir eylemi gerçekleştirmeye teşvik  etmek/zorlamak da suç değildir. Böylesi bir siyasal düzende, herhangi bir hakkımızın gaspedildiğine ve bu durumun değişmesi gerektiğine inanıyorsak, bunu yapmaya muktedir olan hükümeti veya bakanı eleştirmek oldukça gerçekçi ve demokratik bir tercih olacaktır. Yani bizler, bakanın terörist tarif ederken ‘’sanatlarına konu alarak demoralize ediyorlar’’ diye bahsettiği  bakanlığına bağlı emniyet mensuplarının eylemlerinden rahatsızsak, Festus Okey’i öldüren, İzmir’de bir kadını döven, öğrencileri usanmadan dayaktan geçiren emniyet mensuplarının eylemlerini yasadışı buluyorsak ve bunun sistematik olduğunu düşünüyorsak; bu durumun değişmesi saikiyle gece gündüz, durmak bilmeksizin, kalemimizi oynattığımız ve ağzımızı açtığımız her yerde kendisini eleştirebiliriz. Bu bizim devleti durumu değiştirmeye "zorlamak’" ümidiyle kullandığımız hakkımızdır ve suç değildir. Bu hakkın yok sayılmasına olanak sağlayacak her eylem, tahakküm kurma çabasının varlığını gösterir.

Hal böyleyken, ‘’cerrah hassasiyetinde’’ hareket edileceği vaadi, bakanın muazzam derecede kapsayıcı, muğlak , istismar edilmeye ve şekillendirmeye uygun terör  tanımı ve özel yetkili mahkemelerin varlığı; ‘makbul’ olmayan ve herhangi bir etnik, dinsel, cinsel ‘tekleşmeyi’ kabul etmeyen her muhalif unsurun geleceğinden endişe etmemiz için yeterince sebep sağlıyor. Tecrübelerimize bakınca endişelerimizin haksız olduğunu söylemek de zor.

Bakan Şahin’in  ‘’onlar ne diyorsa yanlıştır, ne diyorlarsa tersine çevirmek lazım, ben böyle buldum niyetlerini’’ şeklindeki akıl yarılması yaratan düşünme yöntemi ve milliyetçi söylem hevesinin yanında  atlanmaması ve konuşulması gereken son bir nokta daha var. Görüyoruz ki, bakan konuşmasının sonunda Zerdüştleri, domuz eti yiyenleri ve eşcinselleri ahlaksız olmakla ve dahası gayri insani olmakla suçlamış, terörist imgesiyle eşitlemiş, bu yolla gayri meşru ilan etmiş, ikincilleştirmiş ve direk olarak varoluşlarına saldırmış. Kendisinin “nefret suçu” denilen ve buralarda kimsenin işlemekten kaçınmadığı suçtan, tanımından ve hareket alanından haberdar olmadığını varsayarak kendisine soruyorum: Üç gün sonra bir eşcinsel veya trans birey öldürülürse ve katil kendisini savunurken bakanın bu sözlerine göndermede bulunursa, Bakan İdris Naim Şahin ne yapmayı düşünüyor ve bir eşcinseli hedef göstererek ölümüne sebebiyet vermek kendisinin suç tasnifinde ne yöne denk düşüyor?

Erdem Güven

Emniyet turunçgillere nefes aldırmıyor

“Vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğüne” halel getirebilecekleri gerekçesiyle gözaltına alınan mandalinalardan haber alınamıyor.

Tüm Yalan Haberler...

Site içi arama

Galerİ

Joomla Templates and Joomla Extensions by JoomlaVision.Com
image
img

Kanal Rebelde

8 Ekim'de Ankara'da 4 büyük emek örgütünün düzenlendiği mitingin ardından tersyuz.org'un çağrısıyla mikrofona geçen Yağmur Milena başarılı yorumuyla dikkatleri üzerinde topladı.